“Çocuk okula gelirken sadece çantasını getirmez. Evdeki duyguyu da beraberinde getirir.”
Çünkü bir çocuk okulun kapısından içeri girerken yalnızca yeni bir sınıfa, yeni arkadaşlara ya da yeni bir öğretmene adım atmaz. Anne babasının heyecanını, güvenini, kaygısını; bazen de evde farkında olmadan kurulan küçücük bir cümleyi yanında taşır. Bu nedenle okula uyumun yalnızca okulda başlayan bir süreç olmadığını düşünüyorum. Uyumun ilk adımı çoğu zaman evde, çocuğun okula dair duyduğu ve hissettiği şeylerle atılıyor.
Yeni bir eğitim öğretim yılı başlarken özellikle oryantasyon günlerinde aslında yalnızca çocuklar değil, aileler de yeni bir düzene alışıyor. Çocuk yeni bir dünyaya doğru küçük bir adım atarken anne baba da onun kendisinden biraz daha bağımsızlaşmasına alışıyor.
Yıllardır okul kapılarında benzer sahnelere tanık oluyorum. Bir çocuk annesinin elini bırakıp sınıfına koşarak giriyor, bir diğeri kapıda biraz daha fazla bekliyor. Kimi ilk gün ağlıyor, kimi birkaç gün sonra… Kimi öğretmeniyle hemen bağ kuruyor, kiminin zamana ihtiyacı oluyor.
Ve bunların hepsi çok doğal. Çünkü her çocuğun mizacı, büyüdüğü ortam, ayrılıkla kurduğu ilişki ve kendini güvende hissetme biçimi farklı.
Tam da bu nedenle oryantasyon döneminde çocuklarımızdan beklediğimiz ilk şey “hemen alışmaları” olmamalı. Önce güvenmelerine fırsat vermeliyiz.
Burada anne babanın yaklaşımı çok kıymetli. Çocuklar bizim söylediklerimizden çok, hissettiklerimizi okuyorlar. Elini bırakırken tereddüt eden bir annenin kaygısını da, defalarca arkasına dönüp bakan bir babanın endişesini de fark ediyorlar.
Bazen iyi niyetle kurduğumuz “Korkma”, “Ağlama”, “Bir şey olursa hemen gelirim” gibi cümleler bile çocukta bambaşka bir karşılık bulabiliyor. Belki bunların yerine daha sade ve güvenli bir cümle yeterli: “Ben sana güveniyorum. Öğretmenine ve okuluna da güveniyorum. Günün sonunda yine birlikte olacağız.”
Çocuğun duygusunu yok saymadan, o duygunun bütün süreci yönetmesine de izin vermeden yanında durabilmek gerekiyor. Ağlayan bir çocuğa “Bunda ağlayacak ne var?” demek yerine “Biliyorum, ayrılmak şu an sana zor geliyor.” diyebilmek; ama ardından vedayı uzatmadan gidebilmek… Şefkatle kararlılık arasındaki bu denge, uyum sürecinde düşündüğümüzden çok daha önemli.
Bir başka konu da çocuklarımız okuldan çıktığında onları nasıl karşıladığımız. “Yemeğini yedin mi?”, “Ağladın mı?”, “Öğretmenin sana kızdı mı?”, “Beni çok özledin mi?” soruları yerine bazen sadece “Bugün seni ne güldürdü?” diye sormayı deneyebiliriz.
Çünkü çocuğun zihninde okulun nasıl bir yere dönüşeceğinde bizim kullandığımız dilin de payı var. Okul yalnızca ders yapılan, kuralların olduğu ve başarı beklenen bir yer değildir. Çocuk için okul; arkadaşlık kurduğu, paylaşmayı öğrendiği, bazen hata yaptığı, yeniden denediği ve yavaş yavaş kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendiği bir yaşam alanıdır.
Biz eğitimcilerin sorumluluğu da burada başlıyor. Bir çocuğun okula uyumunu yalnızca sınıfa girip girmemesiyle ölçemeyiz. Kendini güvende hissediyor mu? Öğretmeniyle bağ kurabiliyor mu? Bir ihtiyacı olduğunda bunu söyleyebiliyor mu? Sabah okula geldiğinde tanıdığı bir yüz arıyor ve bulabiliyor mu?
Çünkü yıllar içinde gördüğüm bir şey var: Çocuk önce okula değil, insana alışıyor.
Öğretmeninin sesine, onu kapıda karşılayan yüze, arkadaşının yanındaki sandalyeye, sınıfındaki küçük rutinlere… Sonra o yabancı bina yavaş yavaş “benim okulum” oluyor.
Bu yüzden oryantasyonu birkaç günlük bir takvim çalışması olarak görmemek gerekiyor. Oryantasyon aslında bir güven kurma süreci. Bu süreçte biz eğitimcilere düşen görev çocuklarımızı sabırla karşılamaksa, ailelere düşen en önemli görev de onlara güvenmek.
Vedalarımız kısa olsun. Sözlerimiz net olsun. Çocuklarımızın yanında okul ve öğretmenle ilgili kaygılarımızı büyütmeyelim. Başka çocuklarla kıyaslamayalım. Ve belki de en önemlisi, kendi ayrılık kaygımızı onların duygusu zannetmeyelim.
Çünkü bazen okula alışan yalnızca çocuk değildir. Anne babalar da çocuklarının büyüdüğü gerçeğine biraz daha alışır.
Yeni eğitim öğretim yılı başlarken ailelere söylemek istediğim en önemli şey şu:
Çocuğunuzun elini bırakırken ona kaygınızı değil, güveninizi verin.
Bizler de okulun kapısının diğer tarafında o güveni karşılamaya hazır olalım.
Ayşegül Varol
Kültürlü Gelecek Okulları Kurucusu – Eğitimci