Hayat dediğimiz şey, bazen sakin bir göl gibi huzurlu, bazen de dalgalarıyla bizi oradan oraya savuran bir deniz gibi. Hepimiz bu dalgalı denizde zaman zaman yoruluyor, bazen ise sanki nefes alamıyor gibi hissediyoruz. Ama işte tam da burada “yılmazlık” dediğimiz o güçlü duygunun bize uzattığı eli fark ediyoruz.
Yılmazlık, basitçe pes etmemek, yeniden ayağa kalkmak, ama bundan da ötesi: düştüğümüzde o düşüşün bize ne öğretmeye çalıştığını anlamaktır. Hani derler ya, “Hayat sana limon verirse limonata yap” diye; işte yılmazlık, bazen limonatayı yaparken bir bardak fazla şeker koymayı öğrenmek, bazen de o limonun çekirdeğini toprağa ekerek gelecek için bir ağaç yetiştirmek gibidir.
*Düştüğümüz Yerden Kalkmak
Hadi biraz düşünelim: Kaç kez zorlandık? Kaç kez her şeyin sonu geldi gibi hissettik? Ama sonra bir şekilde toparlandık, değil mi? İşte yılmazlık tam olarak bu. Zorluklarla yüzleştiğinizde sadece hayatta kalmaya çalışmak değil, aynı zamanda o zorlukları bir fırsata dönüştürmek.
Çocukken bisiklete binmeyi öğrenirken defalarca düşmedik mi? İlk düşüşte “Yok, ben yapamıyorum” deseydik belki bir daha hiç bisiklete binemezdik. Ama her defasında yeniden denedik ve sonunda nasıl denge kuracağımızı öğrendik. Hayatta da bu böyle; dengeyi bulabilmek için önce birkaç kez düşmek gerekiyor.
*Yılmazlık Doğuştan mı Gelir?
Kimisi “Yılmazlık insanda doğuştan vardır, sonradan öğrenilmez” der. Ama aslında yılmazlık öğrenilebilir bir şey. Hem de her yaşta! Zorluklarla karşılaştığınızda, “Ben bu durumdan ne öğrenebilirim?” diye sormayı alışkanlık haline getirdiğinizde, içinizdeki o direnci keşfetmeye başlarsınız.
Üstelik yılmazlık, sadece büyük başarılarda ya da büyük zorluklarda ortaya çıkmaz. Günlük hayatımızda da bunun örneklerini bulabiliriz. Mesela, yoğun bir iş gününün ardından eve gelip bir fincan çay hazırlayıp kendinize biraz zaman ayırmak bile bir yılmazlık göstergesidir. Çünkü bu, “Bugün yoruldum ama kendimi toparlıyorum” demektir.
*Çocuklukta Başlayan Bir Güç
Yılmazlık, temellerini çocuklukta atan bir beceri. Ama ne yazık ki, bugün birçok çocuğumuzun hata yapmaktan korktuğunu görüyoruz. Halbuki hata yapmak, büyümenin bir parçası. Eğer çocuklara küçük yaşlardan itibaren “Hatalarınla da değerlisin” mesajını verirsek, onların kendi yılmazlık duygularını geliştirmelerine yardımcı olabiliriz.
Mesela bir çocuk düşüp dizini yaraladığında, ona “Bir daha deneme” demek yerine, “Tamam, canın yandı ama bak şimdi nasıl daha dikkatli olacaksın” demek, ona güçlü olmayı öğretmenin en güzel yollarından biridir.
*Yılmazlık İçin Küçük Adımlar
Yılmazlık, mucizevi bir şekilde bir anda ortaya çıkan bir güç değil. Aksine, küçük adımlarla büyüyen bir beceri. İşte bunu geliştirmek için birkaç öneri:
Hayatta bazen başkalarının hikayeleriyle karşılaştırılırız. Ama unutma, senin hikayen sadece sana ait. Başkalarının nerede olduğu değil, senin nereden başladığın önemli.
Her başarı büyük olmak zorunda değil. Bir zorluğun üstesinden gelmek, bir alışkanlığı değiştirmek ya da sadece zor bir günü atlatmak bile kutlamaya değerdir.
Güçlü olmak, duygusuz olmak demek değildir. Zor bir gün geçirdiğinizde ağlamak da gücün bir parçasıdır. Çünkü duygularını ifade edebilen insan, daha hızlı toparlanır.
Yılmazlık bireysel bir çaba gibi görünse de, bazen bir dostun omzuna yaslanmak ya da bir uzmandan yardım istemek en güçlü davranıştır.
*Hayatın Bizden İstedikleri
Hayat, her zaman istediğimiz gibi gitmez. Ama belki de güzelliği de buradadır. Eğer her şey kolay olsaydı, bugün olduğumuz kişiye dönüşemezdik. Zorluklar bizi şekillendirir, öğretir, güçlendirir.
O yüzden bir dahaki sefere bir dalga size çarptığında, o dalganın sizi sarsmasına izin verin. Ama ardından o dalganın sizi kıyıya nasıl taşıyacağına da dikkat edin. Çünkü her zorluk, bir şekilde bizi ileriye taşır.
Tekrar hatırlayalım mı ?
Hayat için başta kullandığımız metafor neydi ?
Hayat ; bazen yavaşça akıp giden bir nehir, bazen de fırtınalı bir deniz gibi. Ama hangi şartta olursa olsun, yılmazlık dediğimiz o güç, hepimizi ayakta tutmaya devam ediyor. Önemli olan, bu gücü keşfetmek ve kendi hikayemizde onunla yol almayı öğrenmek. Çünkü bazen sadece devam etmek bile bir zaferdir.
Haydi, kendinize şunu sorun: Bir dahaki dalgada ne yapacağım?