ÖĞRENCİ İÇİNE KAPANMAZ; DIŞINA
KAPANIR
Bir çocuğun sessizliği, çoğu zaman kişiliği değil; kendini koruma biçimidir.
Bir öğrenci konuşmamaya, arkadaşlarından uzaklaşmaya ya da sınıfta görünmez olmaya
başladığında onu kolayca “içine kapanık” olarak tanımlarız. Oysa öğrenci içine kapanmaz;
anlaşılmadığını, yargılandığını veya güvende olmadığını hissettiği dış dünyaya kendisini
kapatır. Çünkü öğrenci, her şeyden önce insandır !
İnsan görülmek, duyulmak ve anlaşılmak ister. Sesinin karşılık bulmadığı, duygularının
küçümsendiği, sürekli eleştirildiği ya da başkalarıyla kıyaslandığı yerde ise bir süre sonra
susmayı öğrenir. Bu suskunluk çoğu zaman isteksizlik değil, korunmadır. Psikolojik açıdan
geri çekilme; çocuğun baş edemediği bir ilişkisel yük karşısında geliştirdiği savunma
biçimlerinden biridir.
Yirmi yıla yaklaşan eğitimcilik, okul kuruculuğu ve danışmanlık deneyimimde yüzlerce
öğrenci ve ebeveynle çalışırken şunu defalarca gözlemledim: Çocukların anlatacak hiçbir şeyi
olmadığı için değil, anlattıklarında anlaşılacaklarına inanmadıkları için sustukları çok olur.
Bu nedenle davranışa bakarken yalnızca şunu sormamalıyız:
“Çocuğum neden konuşmuyor?”
Asıl sorular şunlardır:
“Benimle konuştuğunda ne hissediyor?”
“Onu anlamaya mı çalışıyorum, yoksa hemen düzeltmeye mi?”
“Duygusuna yer mi açıyorum, yoksa öğütlerle üzerini mi kapatıyorum?”
“Evimiz hata yapılabilen güvenli bir alan mı, yoksa sürekli değerlendirildiği bir sınav salonu
mu?”
Bu sorular ebeveyni suçlamak için değil, ilişkiyi yeniden görebilmek için gereklidir. Çünkü
çoğu zaman çocukla aramızdaki bağı zedeleyen şey sevgisizlik değil; sevgimizi gösterme
biçimimizdir. Bir öğrencinin sessizliği, iletişimsizlik değildir. Bazen söyleyemediklerinin en
güçlü ifadesidir. Göz temasından kaçınması, odasına çekilmesi, derslere katılmaması ya da
kısa cevaplar vermesi “Beni rahat bırakın.” demekten çok, “Beni zorlamadan fark edin.”
anlamına gelebilir.
Üstelik duygusal güven yalnızca psikolojik iyilik hâliyle ilgili değildir; öğrenmenin de temel
koşullarından biridir. Yargılanma, hata yapma veya küçük düşürülme kaygısı yaşayan bir
öğrencinin dikkati ve öğrenme kapasitesi olumsuz etkilenebilir. Çocuk kendisini korumaya
çalışırken merak etmeye, düşünmeye ve öğrenmeye yeterince alan bulamaz.
Bu nedenle bir çocuğu yeniden iletişime açmanın yolu kapısını zorlamak değildir. Ona,
kapının dışında güvenilir bir yetişkinin beklediğini hissettirmektir.
“Konuşsana, neden susuyorsun?” yerine:
“Hazır olduğunda seni dinlemek için buradayım.”
“Bunda üzülecek ne var?” yerine:
“Bunun seni neden üzdüğünü anlamak istiyorum.”
“Sen çok değiştin.” yerine:
“Son zamanlarda biraz uzaklaştığını fark ediyorum. Sana nasıl eşlik edebilirim?”
Bu cümleler çocuğu hemen konuşturmayabilir. Ancak ona çok önemli bir mesaj verir:
“Seni değiştirmeye çalışmadan da yanında kalabilirim.”
Elbette her sessizlik bir sorun değildir. Bazı çocuklar daha sakin, gözlemci ve içe dönük bir
mizaca sahip olabilir. Önemli olan çocuğun alışılmış hâlinden farklılaşan, uzun süren ve
günlük yaşamını etkileyen değişimleri fark etmektir. Böyle durumlarda okulun rehberlik
birimiyle ve gerektiğinde bir çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanıyla iş birliği kurulmalıdır.
Unutmayalım: Davranış, çocuğun henüz kelimelere dönüştüremediği ihtiyacının dilidir.
Yetişkinin görevi bu dili yargılamak değil, anlamaya çalışmaktır. Bir çocuğun sessizliğini
bozmak için daha yüksek sesle konuşmamız gerekmez. Onu gerçekten duymamız gerekir.
Çünkü öğrenci içine kapanmaz; anlaşılmadığını hissettiği dış dünyaya kapanır. Bizim
görevimiz o kapıyı zorlamak değil, kapının dışında güvenle kalabilmektir.
Çünkü her çocuk, anlaşılacağına inandığı yere yeniden döner.
Didem Sezer
Eğitimci - Danışman
Özel Kültürlü Gelecek Okulları Kurucusu