Bir çocuÄŸun dünyasına adım attığınızda, o çocuÄŸun iki temel ihtiyacı ile karşılaşırsınız: keÅŸfetme özgürlüÄŸü ve güvende olma duygusu. ÇocuÄŸun varoluÅŸuna ait bu iki gereksinim bir terazinin iki kefesi gibidir; biri ağır bastığında çocuÄŸun ruhsal geliÅŸiminde beklenmedik çıktılar oluÅŸur. KeÅŸfetme özgürlüÄŸü ve güvende olma duygusu ancak doÄŸru konumlandırılmış sınırlar ile var olabilir. Bu nedenle sınırlar, çocuk yetiÅŸtirmenin yalnızca teknik bir detayı deÄŸil; duygusal, biliÅŸsel ve sosyal geliÅŸiminin temel taşıdır.
Psikolog Erik Erikson’un sınırlar için yaptığı tanım ve söylediÄŸi sözü çok severim. Çocukların sınırları zorlamasını “geliÅŸimsel bir ihtiyaç” olarak tanımlar:
“Çocuk sınırı zorlamak için deÄŸil, sınırın orada olduÄŸunu bilmek için test eder.”der.
Bu cümle, sınırlar konusundaki en büyük yanılgıyı da açıklar: Çünkü çocuklar sınırlar yüzünden deÄŸil, aksine sınırlar olmadığı zaman huzursuz olur.
Sınırlar çoÄŸu zaman yanlış anlaşılır; “yasak koymak”, “kısıtlamak”, “özgürlüÄŸü engellemek” gibi düÅŸünülür. Oysa geliÅŸim süreçleri ve çocukların psikolojik çıktıları tam tersini söyler:
Sınırlar çocuÄŸu kapatan duvarlar deÄŸil, saÄŸlıklı büyümelerini kolaylaÅŸtıran çerçevelerdir.
Adele Diamond’ın dediÄŸi gibi;
“Özgürlük ancak bir çerçevesi olduÄŸunda güvenli bir deneyime dönüÅŸür.”
ÇocuÄŸa “Bu oyuncağı kardeÅŸine fırlatamazsın” dediÄŸinizde onun yaratıcılığını baltalamazsınız; ona öfkesini ifade etmenin daha güvenli yolları olduÄŸunu öÄŸretirsiniz.
ya da “Evet istediÄŸin kadar koÅŸabilirsin ama evin içinde deÄŸil” dediÄŸinizde, hem özgürlüÄŸünü tanırsınız hem de sosyal kuralların varlığını hissettirirsiniz. gibi örnekler çoÄŸaltılabilir.
Bu durumu disiplin ile karıştırmamak gerekir. Disiplin dediÄŸimiz kavram , kökeni itibarıyla “öÄŸrenmek” anlamına gelir. Bir diÄŸer ifade ile kelime anlamı yönergedir. Bu nedenle “katı disiplin” kavramı toplum tarafından türetilmiÅŸ doÄŸru olmayan bilgidir. Çünkü öÄŸrenmenin olduÄŸu yerde korku deÄŸil, rehberlik vardır. Yine bu sebeple sınırların çocuklarda katı disiplin uygulaması olduÄŸu bilgisi de doÄŸru deÄŸildir.
Her isteÄŸi yapılan, sınırla hiç karşılaÅŸmayan bir çocuk, kendi duygularını düzenlemeyi öÄŸrenemez. Frustrasyon toleransı düÅŸük olur. Yani doyumsal yoksunluk yaÅŸar ,duygusal olarak dayanaklı kalma kapasitesi azalır. Erteleme becerisi geliÅŸmez, sosyal iliÅŸkilerde zorlanır. Çünkü “hayır” kelimesiyle tanışmamış bir çocuk için gerçek dünya tecrübeleri sert bir çarpışmadır. Tam tersi , söz hakkı verilmeyen, sürekli yönlendirilen, duygu ve kararlarına alan tanınmayan çocuklar da itaat etmeyi öÄŸrenir ama düÅŸünmeyi öÄŸrenemez.
Denge, bu iki uç arasında akışkan bir çizgidir:
Ne çocuÄŸu boÄŸan kurallar saÄŸlıklı , ne de çocuÄŸu savunmasız bırakan bir özgürlük…
DoÄŸru olan saÄŸlıklı çizilmiÅŸ sınırlar … tabi burada sınırların nasıl çizildiÄŸi de önemlidir. Sınırlar ,çocuÄŸa tepeden inme bir emir olarak deÄŸil; yaÅŸam becerisi olarak sunulmalıdır.
“Anlıyorum” ile baÅŸlayan cümleler, sınırı yumuÅŸatır ama kaldırmaz.
“ÖfkelendiÄŸini anlıyorum, vurmak yerine bunu söyleyebilirsin.”
Bu yaklaşım çocuÄŸa ÅŸu mesajı verir:
“Duyguların kabul ama davranışın düzenlenebilir.”
“Bazen bir ‘hayır’, çocuÄŸun geleceÄŸine verilen en deÄŸerli ‘evet’tir.”
Bugün konulan sevgi dolu bir sınır, yarının öz denetimi yüksek, sosyal iliÅŸkileri güçlü, bağımsız karar verebilen yetiÅŸkinini inÅŸa eder.
Ve denge, bütün bu sürecin görünmez mimarı olarak çocuÄŸun hayatına kök salar.