Eğer eşitlik gerçekten hayatın her alanında var olsaydı, 8 Mart diye bir güne ihtiyaç olur muydu? Kadınlar Günü aslında bir kutlama değil; toplumların kendine sorması gereken zor bir sorunun hatırlatmasıdır: Gerçekten eşit miyiz?
Her yıl 8 Mart geldiğinde sosyal medya mesajlarla doluyor. Çiçekler gönderiliyor, güzel sözler yazılıyor, kutlamalar yapılıyor. Ama belki de önce şu soruyu sormamız gerekiyor: Eğer kadınlar ve erkekler gerçekten eşit olsaydı, neden hâlâ 'Kadınlar Günü' diye bir güne ihtiyaç duyuyoruz?
Demek ki mesele yalnızca kutlama değil. Demek ki hâlâ konuşulması gereken bir eşitsizlik, hâlâ görülmesi gereken bir gerçek var.
EŞİTLİK BİR NEZAKET DEĞİL, DEMOKRASİ MESELESİDİR
Bir toplumun yarısını oluşturan kadınların aklını, emeğini ve üretimini dışarıda bırakan bir sistem gerçekten adil olabilir mi?
Eşitlik; bir jest, bir lütuf ya da bir nezaket konusu değildir. Eşitlik bir demokrasi meselesidir. Kadınların eğitimde, iş hayatında, bilimde ve karar mekanizmalarında yeterince yer bulamadığı bir toplum aslında kendi potansiyelinin yarısını kaybediyor demektir.
Çünkü bir toplum ancak kadınların bilgisi, üretimi ve vicdanı ile güçlenir.
BU BİR CİNSİYET KAVGASI DEĞİL
Kadın hakları konuşulduğunda bazen yanlış bir algı oluşuyor. Sanki bu mücadele kadınların erkeklerle savaşıymış gibi gösteriliyor.
Oysa mesele bir cinsiyet kavgası değildir.
Mesele, herkes için eşit hakların doğal kabul edildiği bir toplum kurabilmektir. Kadınların istediği şey ayrıcalık değil; fırsat eşitliği, saygı ve insan onuruna yakışır bir yaşamdır.
Yan yana yürüyebileceğimiz bir toplum. Omuz omuza üretilebilecek bir gelecek.
GERÇEK DÖNÜŞÜM EĞİTİMLE BAŞLAR
Bir eğitimci olarak şunu çok net görüyorum: Toplumları değiştiren en güçlü şey kanunlar değil, zihniyettir.
Ve zihniyet dönüşümünün en güçlü yolu eğitimdir.
Çocuklara küçük yaşlardan itibaren eşitliği, saygıyı ve empatiyi öğretebildiğimizde aslında geleceğin daha adil toplumunu kurmaya başlarız.
Bir kız çocuğunun hayallerinin sınırı olmadığına inandığı, bir erkek çocuğunun da eşitliğin doğal olduğunu öğrendiği bir toplumda 8 Mart'a duyulan ihtiyaç da zamanla azalacaktır.
ÇÜNKÜ MESELE BİR GÜN DEĞİL
8 Mart elbette önemli bir gün.
Ama eşitlik mücadelesi bir güne sığacak kadar küçük bir mesele değildir. Bu mücadele yılın her günü, hayatın her alanında verilmesi gereken bir sorumluluktur.
Kadınların korkmadan yaşayabildiği, hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmadığı ve potansiyellerini özgürce ortaya koyabildiği bir dünya kurulana kadar bu sorular sorulmaya devam edecek.
Belki de asıl hedefimiz şudur:
Bir gün gerçekten eşit bir dünyada 'Kadınlar Günü' diye bir günü hatırlatmaya bile gerek kalmaması.
Çünkü o gün geldiğinde eşitlik artık bir talep değil, hayatın kendisi olacak.