Bir çocuğun hayatında okulun yeri nedir? Sadece okumayı, yazmayı, matematiği öğrendiği bir yer mi? Yoksa kendini tanımaya başladığı, yeteneklerini keşfettiği, hayaller kurduğu ve kim olduğunu anlamlandırdığı bir yaşam alanı mı?
Yıllardır eğitimin içinde olan bir eğitimci olarak şuna inanıyorum: İyi bir okul, yalnızca çocuğun geleceğini hazırlamaz; bugününü de güzelleştirir.
Çünkü çocukluk, geleceğe hazırlanırken ertelenebilecek bir dönem değildir. Çocukluk, başlı başına yaşanması gereken bir hayattır.
Bugün eğitim dünyasında başarıyı çoğu zaman sınav sonuçlarıyla, notlarla ve akademik derecelerle ölçüyoruz. Oysa bir çocuğun başarısı yalnızca doğru cevapladığı sorularla açıklanamaz. Kendini ifade edebilmesi, güçlü ve gelişime açık yönlerini tanıması, hata yapmaktan korkmaması, merak etmesi ve öğrenmekten keyif alması da en az akademik başarısı kadar değerlidir.
Peki, iyi bir okul bütün bunları nasıl mümkün kılar?
Öncelikle her çocuğun birbirinden farklı olduğunu kabul ederek.
Çünkü hiçbir çocuk diğerinin aynısı değildir. Her birinin öğrenme hızı, ilgi alanı, yeteneği ve dünyayı algılama biçimi farklıdır. Eğitimde asıl başarı, bütün çocukları aynı noktaya aynı anda ulaştırmaya çalışmak değil; her çocuğun kendi potansiyeline ulaşabileceği yolu açabilmektir.
İşte bizim eğitim anlayışımızın temelinde de bu düşünce yer alıyor.
Özel Kültürlü Gelecek Okullarında uyguladığımız çantasız eğitim modeli, yalnızca çocukların omuzlarından fiziksel bir yükü almak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda okulda öğrenilmesi gereken bilgilerin sorumluluğunu yeniden okulun üstlenmesi anlamına geliyor.
Çocuğun okuldan eve taşıdığı şey, tamamlanmamış ödevlerin kaygısı değil; gün içinde öğrendiklerinin mutluluğu, yaşadığı deneyimler ve yeni merakları olmalı.
Bu anlayışı tam öğrenme metoduyla destekliyoruz. Çünkü bizim için önemli olan, konunun anlatılmış olması değil, öğrencinin gerçekten öğrenmiş olmasıdır. Her çocuğun öğrenme yolculuğunda ihtiyaç duyduğu zaman ve destek farklı olabilir. İyi bir eğitim, bu farklılıkları görmezden gelmez; aksine öğrenme sürecini bu farklılıkları dikkate alarak şekillendirir.
VIP kolej anlayışımız da tam olarak burada anlam kazanıyor.
Bizim için VIP olmak, gösterişli binalar ya da ayrıcalıklı imkânlardan önce, her çocuğun fark edilme hakkıdır.
Kalabalıkta kaybolmayan, sesi duyulan, eğilimleri ve yetenekleri fark edilen, güçlü yönleri desteklenen çocuklar yetiştirmek istiyoruz.
Çünkü bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, büyük bir başarı değil; öğretmeninin onda henüz kendisinin bile fark etmediği bir yeteneği görmesidir.
Bir öğretmenin “Sen bunu başarabilirsin.” demesi, bir çocuğun kendine bakışını değiştirebilir. Bazen doğru zamanda sorulan bir soru, bazen gösterilen sabır, bazen de yalnızca gerçekten dinlenildiğini hissetmek, o çocuğun yaşamında kalıcı bir iz bırakabilir.
Bu nedenle öğretmeni yalnızca bilgiyi aktaran kişi olarak görmüyorum.
Öğretmen, çocuğun kendini keşfetme yolculuğundaki en önemli rehberlerden biridir.
İyi bir öğretmen, öğrencisinin yerine yol çizmez; onun kendi yolunu bulmasına yardımcı olur. Çocuğu başkalarıyla yarıştırmak yerine kendi gelişimini görmesini sağlar. Eksiklerine odaklanmak kadar güçlü yanlarını keşfetmesine de alan açar.
Ve belki de en önemlisi, çocuğa olduğu haliyle değerli olduğunu hissettirir.
Ancak bütün bunların ötesinde, eğitim anlayışımızda vazgeçemeyeceğimiz bir gerçek daha var:
Çocuklar, çocukluklarını yaşayarak büyümelidir.
Oyun oynayarak, arkadaşlık kurarak, bazen düşerek, bazen yanılarak, kahkahalar atarak, merak ederek ve keşfederek...
Hayatın bütün sorumluluklarını erkenden omuzlarına yüklediğimiz çocuklardan, büyüdüklerinde mutlu yetişkinler olmalarını bekleyemeyiz.
Bir çocuğun çocukluğundan aldığımız zamanı, gelecekteki başarısıyla telafi edemeyiz.
Bu yüzden iyi bir okul, akademik gelişimi desteklerken çocukluğun doğallığını da koruyabilmelidir. Öğrenmenin yanında oyuna, disiplinin yanında sevgiye, sorumluluğun yanında özgürlüğe de yer açabilmelidir.
Çünkü eğitim yalnızca geleceğe yapılan bir yatırım değil, bugünün çocuğuna duyulan saygıdır.
Ben bir okulun başarısını değerlendirirken yalnızca mezunlarının hangi okulları kazandığına bakmam. O okuldan ayrılan çocukların kendilerine ne kadar güvendiklerine, hayallerini ne kadar koruyabildiklerine, öğrenmeye duydukları merakı ne ölçüde sürdürebildiklerine de bakarım.
Yıllar sonra bir öğrencimizin okulunu hatırladığında yalnızca dersleri, sınavları ve notları değil; kendini değerli hissettiği anları, öğretmeninin ona duyduğu güveni, arkadaşlarıyla paylaştığı kahkahaları da hatırlamasını isterim.
Çünkü biliyorum ki çocuklukta yaşananlar, insanın bütün hayatına eşlik eder.
Her insanın ana vatanı çocukluğudur.
Ve biz eğitimcilerin en büyük sorumluluğu, çocukların o ana vatandan güzel hatıralarla, güçlü bir benlik duygusuyla ve kendilerine duydukları güvenle ayrılmalarını sağlamaktır.
İşte bu yüzden iyi bir okul, yalnızca çocuğun hayatında bir dönem değildir.
İyi bir okul, çocuğun kendini bulduğu, çocukluğunu doyasıya yaşadığı ve bir ömür taşıyacağı izlerin bırakıldığı yerdir.
Ayşegül Varol
Özel Kültürlü Gelecek Okulları Kurucusu | Eğitimci • Girişimci • Danışman