Bir ülkenin kaderi, kadına verdiği değerle yazılır. Bugün Afganistan’da yaşananlar, bu gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Afganistan’da kadın olmak; eğitimden dışlanmak, kız çocuğu olmak ise kalemin elinden alınması demektir. Bugün kız çocuklarının eğitim hakkı sistematik biçimde ellerinden alınmakta, kadınlar modern köleliğin yasallaştığı bir düzenin içine hapsedilmektedir.
Dünya ise bu tabloya çoğu zaman “kültürel farklılık” diyerek bakmayı tercih etmektedir. Oysa bu bir kültür meselesi değildir. Bu bir insanlık meselesidir.
Mustafa Kemal Atatürk, bundan neredeyse bir asır önce, kadına seçme ve seçilme hakkını tanıyarak yalnızca bir yasa çıkarmadı; bir zihniyet inşa etti. Kadın–erkek eşitliğini bir lütuf değil, adaletin gereği olarak gördü.
Atatürk’ün büyüklüğü yalnızca kazandığı savaşlarda değil, geleceği öngörebilmesinde saklıdır. Kadını yok sayan, kız çocuğunu eğitimsiz bırakan toplumların geleceğini kaybedeceğini çok iyi biliyordu.
Bugün Afganistan’da yaşananlar, Atatürk’ün neden yalnızca kendi dönemini değil, insanlığın geleceğini de gören büyük bir lider olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Ancak burada durup kendimize sormamız gereken çok net bir soru vardır: Sessiz kalarak neyi savunmuş oluyoruz?
Bir kız çocuğunun okula gidemediği hiçbir düzen meşru değildir. Bir kadının hayatının sınırlandığı hiçbir sistem insan onuruyla bağdaşmaz.
Susamayız. Çünkü susmak, bu karanlığın büyümesine razı olmaktır. Ve insanlık, razı olmamakla başlar.
Bugün Atatürk’ü anmak; yalnızca geçmişe saygı duruşunda bulunmak değil, onun savunduğu eşitliği, adaleti ve eğitimi dünyanın neresinde olursa olsun savunma sorumluluğunu da taşımaktır.
Ayşegül Varol
Kültürlü Gelecek Okulları Kurucusu
Eğitmen | Danışman | Girişimci