20 Aralık, Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası İnsan Dayanışması Günü olarak ilan edilmiştir.
Takvim yapraklarında sessizce duran bu gün, aslında bir toplumun ayakta kalma refleksini hatırlatır: birlikte var olabilmeyi.
Dayanışma çoğu zaman yalnızca zor zamanlarda akla gelen bir kavram gibi düşünülür.
Oysa dayanışma, kriz anlarında hatırlanan geçici bir yardım biçimi değil; gündelik hayatın içinde öğrenilen, öğretilen ve yaşatılan bir değerdir.
Tam da bu nedenle dayanışmanın en doğru öğrenildiği yerlerden biri okullardır.
Bir çocuk paylaşmayı, birlikte üretmeyi, farklılıklara saygıyı ve empatiyi okulda öğrenir.
Sınıf ortamında kurulan her sağlıklı ilişki, ileride kurulacak bir toplumun küçük bir provasıdır.
Dayanışma duygusu gelişmiş çocuklar, sadece akademik olarak değil; insani olarak da güçlü bireyler olarak yetişir.
Bugün eğitim sistemlerinde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de budur.
Rekabetin, yalnızlaşmanın ve bireyselleşmenin hızla arttığı bir dünyada çocuklara “birlikte başarabilmeyi” öğretmek zorundayız.
Çünkü dayanışma; paylaşmaktan, yan yana durabilmekten ve birbirini gözetmekten doğar.
Dayanışma aynı zamanda bir nezaket biçimidir.
Bir arkadaşının duygusunu fark edebilmek, düşeni kaldırmak, dışlananı dahil edebilmek…
Bunlar büyük laflar değil, küçük ama dönüştürücü davranışlardır.
Toplum olarak bugün en çok bu küçük davranışlara ihtiyacımız var.
Çünkü dayanışma, yalnızca yoksulluğu azaltmaz; yalnızlığı da azaltır.
“Dayanışma bir yardım faaliyeti değil, bir toplum refleksidir.”
Özel Kültürlü Gelecek Okulları
Ayşegül