Bir Milletin Geleceği, Çocuklarının Dilinde Yaşar
26 Eylül Dil Bayramı üzerine
Bir milletin sınırları haritalarla çizilir; ama hafızası kelimelerle korunur.
Türkçe bizim yalnızca konuştuğumuz dil değildir. Düşündüğümüz, hissettiğimiz, sevindiğimiz, kızdığımız, özlediğimiz dildir. Bir annenin çocuğuna söylediği ilk sözden bir öğretmenin öğrencisine kurduğu cümleye; türkülerimizden masallarımıza, atasözlerimizden edebiyatımıza kadar bizi birbirimize ve geçmişimize bağlayan görünmez bir köprüdür.
26 Eylül’ü bu nedenle yalnızca takvimde yer alan özel bir gün olarak görmemek gerektiğine inanıyorum.
26 Eylül 1932’de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün katılımıyla Dolmabahçe Sarayı’nda Birinci Türk Dili Kurultayı toplandı. Kurultayın açılış günü olan 26 Eylül’ün “Dil Bayramı” olarak kutlanması önerisi, kurultay üyelerince oy birliğiyle kabul edildi. O günden bu yana 26 Eylül, ülkemizde Dil Bayramı olarak kutlanıyor.
Aradan 94 yıl geçti.
Bugün ise Türkçeyi koruma ve geliştirme sorumluluğumuz, geçmiştekinden farklı bir sınavdan geçiyor.
Çünkü çocuklarımız artık yalnızca ailelerinden, öğretmenlerinden ve kitaplardan kelime öğrenmiyor. Sosyal medya, dijital oyunlar, kısa videolar, yabancı içerikler ve hızla değişen teknoloji onların dil dünyasını da şekillendiriyor. Yeni kelimeler hayatımıza giriyor, bazı kelimeler unutuluyor; uzun cümlelerin yerini bazen birkaç harf, bir kısaltma ya da bir emoji alıyor.
Elbette dil yaşayan bir varlıktır. Değişir, gelişir ve çağın ihtiyaçlarına göre dönüşür. Mesele değişime direnmek değildir. Asıl mesele, değişirken kendi dilimizin zenginliğini kaybetmemektir.
Tam da burada eğitimin çok önemli bir sorumluluğu olduğuna inanıyorum.
Yıllardır çocuklarla aynı çatı altında çalışan bir eğitimci ve okul kurucusu olarak şunu çok açık görüyorum: Bir çocuğun kelime dünyası ne kadar zenginse, kendisini ifade edebileceği dünya da o kadar genişliyor.
Çocuğa yalnızca doğru yazmayı ve doğru konuşmayı öğretmek yetmez. Ona kelimeleri sevdirmek gerekir.
Okumayı sevdirmek, merak etmeyi öğretmek, bir düşüncesini birkaç kelimeyle geçiştirmek yerine anlatabilmesini sağlamak gerekir. “İyiyim” demenin ötesinde duygularını tarif edebilmesini; düşündüğünü gerekçelendirebilmesini, karşısındakini dinleyebilmesini ve gerektiğinde kendisini doğru bir dille savunabilmesini öğretmek gerekir.
Çünkü dil eğitimi yalnızca Türkçe dersinin konusu değildir. Dil, düşünmenin de temelidir.
Bir çocuk ne kadar çok kelimeyle tanışırsa dünyayı o kadar çok ayrıntısıyla görebilir. Okuduğunu anlama, soru sorma, yorumlama, eleştirel düşünme ve kendini ifade etme becerilerinin tamamı dönüp dolaşıp dilde buluşur.
Bu nedenle okulların görevinin çocuklara yalnızca sınavlarda doğru cevabı buldurmak olmadığına inanıyorum. Bizler aynı zamanda onlara kendi seslerini bulabilecekleri bir dil kazandırmak zorundayız.
Üstelik bugün yapay zekânın hayatımıza hızla girdiği bir çağda bunun önemi daha da artıyor. Bilgiye ulaşmak giderek kolaylaşıyor. Fakat doğru soruyu sorabilmek, okuduğunu anlayabilmek, düşüncesini açık ve güçlü biçimde ifade edebilmek hâlâ insanın en kıymetli becerileri arasında.
Belki de geleceğin eğitiminde çocuklarımıza kazandırmamız gereken en temel güçlerden biri tam olarak budur: Kendi dilinde düşünebilmek, anlayabilmek ve anlatabilmek.
Türkçeye sahip çıkmak, onu geçmişte bırakmak değildir. Tam tersine, Türkçeyi bilimde, sanatta, teknolojide, dijital dünyada ve çocuklarımızın geleceğinde güçlü bir şekilde yaşatmaktır.
Çünkü biz çocuklarımıza yalnızca okul, diploma ya da meslek bırakmıyoruz.
Onlara hikâyelerimizi bırakıyoruz. Şarkılarımızı, masallarımızı, atasözlerimizi, hatıralarımızı bırakıyoruz. Birbirimizi anlayabilmenin ve kendimizi anlatabilmenin yolunu bırakıyoruz.
Kısacası onlara Türkçeyi bırakıyoruz.
Bir eğitimci olarak en büyük dileğim; çocuklarımızın başka dilleri öğrenirken kendi dillerinin zenginliğini bilen, Türkçeyi doğru ve güzel kullanan, okuyan, düşünen, sorgulayan ve sözünün değerini bilen bireyler olarak yetişmeleri.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde 94 yıl önce başlayan bu yolculuğun bize bıraktığı sorumluluk bugün de aynı: Türkçeyi korumak, zenginleştirmek ve çocuklarımızın dilinde geleceğe taşımak.
Çünkü bir milletin geleceği yalnızca yetiştirdiği çocuklarda değil, o çocukların kurduğu cümlelerde de yaşar.
26 Eylül Dil Bayramımız kutlu olsun.
Ayşegül Varol
Özel Kültürlü Gelecek Okulları Kurucusu
Eğitimci / Girişimci / Danışman
Editör notu – tarihsel bilgi kaynağı: Türk Dil Kurumu (TDK), Birinci Türk Dili Kurultayı ve Dil Bayramı tarihçesi.